Yitik Cennet’in İzinde Doğum Travmasından Metaverse’e

Zihin sınırlarından sırlı düşlemlerine kaçan insanın antik yuvasına uzanan son teknoloji yolculuğu 21.yy dünyasında insan yitirdiği cennetine doğru yol alırken sanal bir evren pratiğiyle kendi sanal yeniden ölümsüzlüğünü mü üretiyor?

Sorusunun öncülüğünde regresif, tekrar eden bir tepki olarak zamanla çerçevelendirilmiş yaşam içinde ölümsüzlüğe kaçışın bir sembolü niteliğinde metaverse dünyasını, rahimde insanlığının gerçekleştirildiği dönemden önce ex-fetüslüğüne yani sanal insanlığına kaçtığı bir paradoks olarak günümüz insanının “diji-tal” kaçışını, Sezai Karakoç’un Yitik Cennet’i ve perinatal klinik psikolojinin doğum travması cephesinden inceleyeceğiz.

Perinatal psikoloji bireyin oluşumu, doğumla birlikte ebeveynliğe uyum sürecinin tek tipleşmesindeki çeşitliliği incelemektedir. Perinatal dönem ,doğum öncesi dönemi, insan doğumunun gelişim sürecini kapsar. Bu bağlamda anne karnında canlanmaya başlayan bir embriyo henüz insanlaşmamış bir varlık olarak yer edinir. 9 aylık gelişim sürecinde anne ve bebek arasında kurulan ilişki iki insanın birbiriyle kurduğu iletişimden farklı olarak değişkenlik göstermektedir. Henüz tam olarak öteki yerinde olamayan annenin bedeni, benliği ve zihniyle kaynaşmış olan embriyoyla ebeveynlerinin ona atfettiği temsiller yoluyla ilişki kurulur. Bu ilişki prenatal klinik kuramda sanal nesne ilişkileri “SNİ” olarak ifade edilir. Doğum öncesi anne ve bebek arasında kurulan ilişki sanaldır çünkü embriyonun insana dönüşümünün gerçekleşmesi durumundan önce her şey ve hiçbir şey arasında, bir şey ve bir kişi arasında insan olma sürecinden geçer, bu süreçte de annenin embriyoyu insan sanmasıyla nesne ilişkisi kurulur. İnsan varsayımı üzerinden kurulan sanal bir ilişki söz konusudur. Dolayısıyla prenatal dönemdeki biyoruhsal olan karşılıklı bağın oluşması sanal nesne ilişkileriyle mümkün kılınır.

Bu dönemde anne rahmi varlığın bir matrisini yansıtır, varoluşun düşlemsel halini ortaya koyar. Anne rahmi, embriyoya canlı bir varlık olma, insanlaşma ihtimali sunar. Anne bunu isanal nesne ilişkilerinin iyi kurulduğu bir ortamda insan doğuruyormuş gibi davranarak yapar. Anne karnında yaşam bulan çocuk; doğum öncesi sanal bebekle doğum sonrası gerçek bebeğin kesiştiği noktada var olur. Bu keşisim sanal bebekle gerçek bebeğin katmanlı olarak birbirine eklenmesini yansıtır.

Bebek bekleyen ebeveynin kurduğu varsanısal nesne ilişkilerinin yanında içerideki embriyo varla yok arasında arafta bir yerde durur. Doğuştan eşiktedir varoluş sınırlarında yer alır.Bu gerçeklik insan varlığımızı narsistik bağlamda derinden yaralar, anne karnında geçirilen dönemin hatırası hepimize birer ex-fetüs yani sanal olduğumuzu bildirirken sonradan gelişmiş insanlığımızın ezeli olmadığını hatırlatır.

Anne rahminde geliştikçe kendini var eden ve ilk yuvasına yerleşen bebek, bu yuva içerisinde plasenta ve göbek kordonuyla besin sağlar, anneyle bebeğin beslenmesi ayrışık değildir. Bu noktada doğum öncesinde yuva edinilmiş anne karnı beslenme ve şefkat bağının bütünleşik olarak yaşandığı dönemdir. Bu bağlamda plasenta ve göbek bağı aracılığıyla da kurulmuş olan bu bağın doğum sonrasında aynı biçimde yakalanması mümkün değildir. Otto Rank’ın doğum travması kuramına göre de doğum anneyle bebeği ayıran bir olaydır ve travmatiktir.

Bebek doğum olayıyla yuvasını yitirerek anne dışı dünyaya göç eder. Cennetten kovulmuş Adem ve Havva’nın kıssası makro düzeyde doğum travmasının bir sembolü gibidir. Bu noktada yaşam ve ölüm dengesinin iç içe geçmişliği çıkar karşımıza insan varoluşu dirilişli ölümün sinematografik bir görüntüsü gibidir adeta.

“Adem ile Havva’nın cennette öncesiz sonrasızmışcasına mutlu bir zamanı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız.”

“Toprak ya da öbür adıyla dünya. Adem’in yaratılış malzemesi. Uykuda olan ilk insani yığın Adem’de çiçeklenen ruha kavuşan madde.”

“Rüya bitmiş, kaskatı toprağın üzerine düşmüştük.”

“Rüyanın tam ortasında gerçeğe çağıran bir dürtü. Gerçek şüphesiz rüyanın zıddı demek değildi. Ama rüyadan ibaret de değildi. Bir de rüyanın arka yüzü, görünmeyen yüzü vardı. Adem düşten uyanınca veya uyandırılınca düşle birlikte, daha doğrusu düşün anısıyla birlikte, düş dışını, düş ötesini ve düş karşıtını da yaşayacak, böylece yaşantısı tam olacaktı.”

Yitik Cennet eserindeki alıntılarda insanın sanallık, düş ve gerçekliğini yitirdiği cenneti ve dünyayı temsilen topraktan yaratılışı, perinatal biyoruhsal dönemi edebi bir biçimle aktarmaktadır. Alıntılarda bahsi geçen rüya sanal olan ilişkiyi, gerçeğe çağıran dürtü ise insanın gerçeğe doğuşunu ve sonrasını yansıtır.

Sanal oluş ve şefkatle beslenme bağının bir arada yaşandığı doğum öncesi anne karnı konumu ile mutlu ve günahsız bulunduğumuz cennet mekanına dönüş günümüz dünyasında da sürekli bir döngü halinde kaybetme ve yeniden bulma ya da sürekli arama dürtüleriyle eşlenir.

21.yy dünyasında güncel bir gündem olan sanal gerçeklik ve metaverse uygulamaları bu bilgilerin izinde bir anıya, sanala yeniden dönüşün göstergesi gibidir. Zuckerberg’e göre ise “Metaverse sosyal teknolojinin sınırlarını sonsuzluğa genişletmesidir”.

İnsan ölmeden dirilmenin farklı yollarını dener. İnsanlaşmadan önceki sanallığına yeniden dönerek, sancılı varoluştan kendini geri geçerek saklanır. Bu süreçte de yeniden bulduğunu sandığı yuvasından arsa satın almayı da ihmal etmez…

“Adem’in yücelerek terk ettiği, arkada bıraktığı, bir anı haline getirdiği. Veya bir anı haline getirilen, Adem’in kaderinde. Bu ikinci bir buluşma için ilk bir muştu mudur toprak için? Umutsuzluk mudur insan için? Bir umut belirdi ufukta ve insan kendi malzemesine reddedildi. Çiçek gövdeye geri gönderildi. Ehli olan yabana gönderildi, ehilliğin şartlarını şaşırdığı için. Kınama olarak değil, yeniden başlamak için. Bu bir Sisiphos mitosundaki gibi sonsuz bir tekrar değil, her olgunlaşmada olduğu gibi bir tekrar. Ta oluncaya kadar. Bir deneme bu, bir tecrübe.”

Bunların izinde insan, yeniden bulma denemesiyle oluştan varoluşa erişimi tecrübe ederse hakikat yolculuğundaki yürüyüşte kendine bir yer bulur yolu yürür ya da yolda olur…

Fatmanur Turna

Kaynakça

Missonnier,Sylvain.Perinatalitenin Ruhsallığı ve psikanalitik klinik. İstanbul: Bağlam Yayıncılık, 2018.

Karakoç, Sezai. Yitik Cennet. İstanbul: Diriliş Yayınları, 1976.