Ahmet Ümit’in Gizem Kapısı: Bab-ı Esrar

Ahmet Ümit kimdir?

12 Temmuz 1960 senesinde Gaziantep’te doğmuştur. İlköğretim ve ortaöğretim hayatını Gaziantep’te geçiren yazar, karıştığı bir kavga sonucu lise hayatını Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde sürdürmüş olup yükseköğretimini Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde devam etmiştir. Edebiyat dünyasına “Yine Hişt” adlı kültür-sanat dergisiyle adımını atmıştır. Günümüzde çok satanlar veya Türk Polisiye romanı denilince aklımıza ilk gelen isimdir. Ahmet Ümit, son yıllarda tarihi olayları ve polisiyeyi iç içe ele alarak son derece çarpıcı bir düzlemde romanlarını sunmaktadır. Gerilim duygusunu iliklerinize kadar hissedebileceğiniz “Sis ve Gece” yabancı dile çevrilen ilk Türk Polisiye romanı olmuştur. Çocukluğundan bu yana kişiliğine ve kalemine etki eden bir diğer kitabı “Masal Masal İçinde” bazı özel okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur. Son derece üretken ve zengin bir birikime sahip olan Ahmet Ümit, Türk Edebiyatı’nın her dalında okurlarına meyveler sunmuştur. 

Bab-ı Esrar

2008 yılında basılan “Bab-ı Esrar” Doğan Kitap yayınevinden çıkmıştır. 396 sayfalık bir kitaptır. Zaman içinde gelip gitmeler ve günümüzde yaşanabilecek olaylar ile Şems-i Tebrizi cinayeti arasında bağlantılar kuran kitap, olumlu eleştirilere kucak açmıştır. Bab-ı Esrar, Şems-Mevlana ilişkisini edebiyat, din, felsefe, mitoloji, metafizik, mevlevilik bakımından geniş bir çerçevede ele almıştır. Ahmet Ümit’in bu eseri polisiye, fantastik, mevlevi ve aynı zamanda post modern bir eser olup okuyucuya yedi yüz yıldır çözülemeyen bir gizemin kapılarını sonuna kadar açmaktan çekinmemiştir.

Roman, Yakut Otel yangını ile ilgili çalışmalar yapmak için sigorta ekspertizi Karen Kimya Grenwood’un Londra’dan Konya’ya gelmesiyle başlar. Olay akışı ilerledikçe kahramanın hem kendi yaşantısına hem de Konya’nın Mevlana-Şems dönemine tanıklık edeceğimiz, yer yer tüyler ürpertici ve tabiat üstü olay anlatımlarıyla romanı okumaktan kendimizi alamayacağımız sahneler oluşmaya başlar.

Mevlana ve Şems-i Tebrizi arasındaki dostluk, döneminin insanları tarafından anlaşılamamış olup günümüzde dahi yankılarını sürdürmüştür. Eser, bu dostluğu kahramanımızın Şems’e dönüşmesini sağlayarak gizem tutkusu ile birlikte okura göstermeye çalışmıştır. Gerçekler ve tarihi bilgiler ışığında kurmaca ile harmanlanan roman, geçmiş ve günümüz arasında köprü görevini görmüştür. Döneminde ve sonrasında dahi anlaşılamayan bu bağ, Şems-i Tebrizi ’nin türbesindeki insanlara şu şekilde anlatılmıştır: “Yüce peygamberimiz ile Hz. Ali arasındaki dostluk ne ise Hz. Şems ve Hz. Mevlana arasındaki dostluk da odur.” cümlesini hayatlarımıza kazımıştır. Bab-ı Esrar; bu dostluğu, Mevlana-Şems arasındaki muhabbeti anlamamıza yardımcı olan, aynı zamanda düşünce ve fikir hayatımıza ışık tutmaktan çekinmeyen bir kitap olup edebiyat dünyasında bir klasik olmayı başarmıştır.

Keyifli okumalar…

Zeynep Aydemir