Leibniz – Monadoloji (§1-§9)

Leibniz yaşadığı dönemde tartışma konusu olan töz anlayışına gelenekten farklı bir anlam getirmiştir. Töz kavramı gerek Ortaçağ’da gerekse de Yakınçağ’da Aristotelesçi “var olmak için başka bir varlığa ihtiyaç duymayan, her şeyin kendisine yüklem olduğu” karşılığıyla kullanıma gelmiştir. Bu kullanım Descartes ve Spinoza tarafından da farklı şekillerde sürdürülmüştür.1 Leibniz ise “monad” tasarımıyla tek tek olan tözlerin araştırmasını yapmıştır. Bu sorgulamasını geç dönem eserlerinde Aristoteles’in bireysel tözlerine benzettiğini açıklamıştır. Buna göre bireysel tözler tek tek var olanlardır ve bunların başka bir töze ilinek olması beklenemez. Aksine ilinekler tözler içerisinde vardır. Bu yazımızda Leibniz’in 90 paragraflık Monadoloji eserinin ilk 9 paragrafını inceleyerek onun monadlar üzerinden inşa ettiği felsefi faaliyetini anlamaya çalışacağız. 

§ 1. “Monad, bileşiklere girebilen yalın tözdür; Yalın, kısımları olmayan”.2

Monadoloji boyunca konuşulan tek tek tözlerdir. Bunlar, kendi içinde parçalar olmayan (without parts) yapıdadırlar. Yani bir monad bölünmüş değildir. Monad bir’dir, bütün halindedir. 

§ 2. “Yalın tözlerin olması gerekir, çünkü bileşikler vardır. Bileşik, yalın olanların bir araraya toplanmasıdır”.

Leibniz, yalın tözlerden oluşan yapılara bileşik ismini verir. Bunlar monad değildir, çünkü her monad bir’dir. O halde bileşik (compound) olanın varlığı söz konusu ise bireysel tözün/monadın varlığı zorunludur. Çünkü bileşik, tözün varlığıyla mümkündür. 

§ 3. “Monadların olmadığı yerde uzam, biçim ve bölünebilirlik olamaz. Monadlar atomlardır. Yani şeylerin ögeleridir”. 

Parçanın olmadığı yerde uzam, biçim ve bölünebilirlik olmaz. Oysa tüm bunlar doğanın içinde gördüğümüz yapılardır. Uzamı olmayan bir şeyi düşünemeyiz -Descartes’ın res extensa ifadesinde belirttiği gibi-. Biçim ise Aristoteles’in akıl sahibi olan insanın bitki ve hayvandan ayırma yönüdür. İnsan aklıyla biçimlere/formlara bakıp onları tanıyabilir. Bu tanıma sürecinden sonra formlar içerisinde söz konusu olan hassalardan illiyetlere kadar neliklerin ayrımına varır. Böylece adlandırma ve kavram haline getirme uğraşı başlar. 

Bölünebilirlik zamanın uğrağıdır. Leibniz için zaman ve mekân art ardalık ve yan yanalık ile bağlantılıdır. Bölünebilirlik olmasa zaman ve mekân ortadan kalkacaktır. O halde parçalar vardır. Onları oluşturan monadlar ise şeylerin öğeleridir (the elements of things). Bir orman düşündüğümüzde ormanın varlığı bireysel bir monad olan ağaç sayesindedir. Benzer şekilde ordu da monadların bileşimdir. Yani bir asker tek bir monad olarak ordunun oluşmasını sağlar. O halde monad bileşikte olanın varlık kazanması için zorunludur.  

§ 4. “Bozunmadan korkulmaz. Yalın bir tözün ortadan kalkmasının kavranması mümkün değildir”. 

Elementlerin çözülmesi/bileşime girmesi beklenecek bir durumdur. Elementler şeylerin varlığı içerisinde çözünürler. Ancak yalın bir tözün/monadın doğal olarak yok olması beklenemez. Çünkü doğal halde yok olmak ancak bileşiklerin varlığı ile söz konusudur. Yok olan bileşiktir, oysa tek başına töz yok olamaz. Leibniz’in meşhur örneği bal mumunda bu durumu vuzuha kavuşturur. Buna göre bir bal mumunu erittiğimizde o kendisinden/monad olmaklığından bir şey kaybetmez. Hala bal mumu olarak var olur. Ancak ilk durumundaki katı hal gidip bunun yerine sıvı hal gelmiştir. Buna ilaveten tadında veya renginde de farklılaşmalar olabilir. Böylesi bir durumda dahi onun bal olmaklığı sürecektir.

§ 5. “Monadın onun aracılığıyla başlangıcını kavrayamayız. Nitekim o, parçalara göre bir araya getirilmeyle oluşturulmaz”. 

Aynı şekilde doğal bir bileşimle/tepkimeyle bir monadın yaratılması beklenemez. Bir monad en üst monand olan Tanrı tarafından bileşik halde yaratılmaz. Leibniz için bileşiklerin yaratımı doğal halde kademeli bir yol ile gerçekleşir. Yani doğa, bileşikleri dışsal bir etki vasıtasıyla oluşturur. Oysa bir monad kendi iç gelişim kuvvesine (internal development) sahiptir.3 Tıpkı Aristoteles’in töz anlayışında olduğu gibi her bir monad gelecek tasarımını kendi içerisinde barındırır. Bu minval üzere yaratılır. Örneğin İskender’in daha sonra doğu seferine çıkıp Hindistan’a kadar ilerleyeceği monad olarak onun içerisinde vardır. Bu anlamda monadlar geleceğe adeta gebedir.

§ 6. “Monadlar yalnızca yaratma aracılığıyla başlayabilir ve yok etme aracılığıyla bilinebilir. Bileşikler, kısımlar aracılığıyla başlar ya da biter”.

O halde her bir monadın yaratımı kademe halinde değildir. Kendi iç dinamikleri vasıtasıyla birdenbire görünüşe gelir. Yani bir monad için başlangıç yaratmayla -doğal olmayan- son ise yok olmayla mümkündür. Doğal halde yaratılan bileşiklerin oluşması zaman ve mekân bağlamı içerisinde geçerlidir. Oysa monadlar birdenbire yaratılır (not an event in time). 

Zaman ve mekân monadların varlığında söz konusu değildir. Tözlerin birbirleri ile etkileşimleri Aristoteles için nedensellik açısından gereklidir. Yine Aristoteles’e göre etkileşim de ancak zaman ve mekân tasarımıyla söz konusu olabilir. Zamanın ve mekânın dışında ancak matematiksel yargıları veya kıyas önermelerini eşeleyebiliriz. Bir önerme kurduğumuzda aslında zaman tasarımını askıya alırız. Örneğin “kapı kapalıdır” önermesinde kapının 5 saniye sonra açık olması önermeyi geçersiz kılamaz. Ben önermeyi kurduğumda önermenin doğruluğu zamandan bağımsız haldedir. Oysa tözlerin ilişkisinde zaman ve mekân zorunludur. Her ne kadar zaman hareketin bir toplamı görülse de zamansız bir hareket düşünülemeyeceği gibi hareket olmadan zaman da mümkün değildir. 

Leibniz için zaman ve mekân algının birer yanılgısıdır. Tözlerin girdiği etkileşimin temeli önceden kurulmuş Tanrısal bir yasayla mümkündür. Bu yasa, tözlerin kendi içerisinde barındırdığı “arzu-desire” dürtüsüdür. Bir monad başka bir monad ile tepkimeye gireceği anda ilk monad bu tepkiselliği gerçekleştirmeye ikinci monad ise tepkiyi kabul etmeye arzu duyar. Yani burada etkileşim dışarıdan gelecek bir zaman ve mekan dahilinde işlemez. Zaman ve mekân Leibniz için monadların temsilidir. Kendilerinin otantik bir ontolojisi söz konusu değildir.

Leibniz’in uzay ve mekandaki görecelik tasarımı kendisinden önceki Newtoncu mutlak uzay ve zaman anlayışıyla hesaplaşma içine girmiştir. Zaman ve mekân tartışması Leibniz’in metafizik temelli fizik tasavvurunda oldukça önemli bir yere sahiptir. Kendisinin yaşadığı dönemde ivme kazanan Newtoncu Tanrısal Uzam anlayışı ve Galileocu sonsuz uzay tasarımına ve aynı şekilde Antik Yunan Felsefesinde söz konusu olan Timaios ve Aristotelesçi Yer fikri vasıtasıyla eleştirileri vardır. Kendisinin bu eleştirileri Kant’ın ilk dönem ve ikinci döneminde çok büyük etkiler yaratacaktır. (Yazının hacmi bu konuları tek tek ele almaya izin vermediği için başka bir yazıda incelenecektir.)

§ 7. “Monadın nasıl dönüştürülebileceğini ya da yaratılmış başka şey tarafından nasıl değiştirilebileceğini de açıklayamayız”.

Bir monad kendi ilineklerine sahiptir. Monadın bütünlüğü ilinekleri ile düşünülebilir. Yine ilinek, monadın varlığıyla varlık imkânı kazanır. İlinek monadın dışında mümkün değildir, o harici ve bağımsız varlığa sahip değildir. O halde monad kendi içerisindeki devinimleri ilineklerin değişimi ile mi sağlıyor? Leibniz’in soruya yanıtı “hayır”dır. Monadın kendisini devindirecek bir dış yasa veya arızi bir hâl görülemez. Ancak itiraf etmek gerekir ki Leibniz ilineklerin ontolojisine dair tatmin edici bir yanıt verememiştir: “Bir monadın nasıl dönüştürülebileceği, ya da yaratılmış başka bir şey tarafından içeriden nasıl değiştirileceğini açıklamanın yolu da yoktur; nitekim kısımların arasında değişim olan bileşiklerde olduğu gibi, ona doğru hiçbir şey taşınamaz, onun içinde başlatılacak, yönlendirilecek, arttırılacak, ya da azaltacak bir iç devinim düşünülemez” 

§ 8. “Yine de monadların kimi nitelikleri olması gerekir, yoksa Varolan bile olamazlardı”. 

O hâlde monadları kendi içerisindeki ilinekleri/nitelikleri ile düşünebiliriz. Çünkü monada varlık atfetmek veya herhangi bir şeye varlık atfetmek için bir özelliğin haiz olması gerekir.4 Eğer yalın tözler belirli niteliklere sahip olmasalardı, bileşiklerin varlığı ve farklılığı da olmazdı.5 Çünkü bileşik, yukarıda değinildiği üzere monadların bileşimidir. Monadlar kendi içerisindeki özellikler dolayısıyla bileşiklerin farklılıklarını sağlar. Monadların farklılığı kendilerinin nicelik itibariyle de farklı olmasını gerektirir. 

Uzayın tamamında doluluk varsayılsın ve bu doluluk içerisinde de devinimin olduğu düşünülsün. Eğer şeyleri oluşturan monadlardan tüm nitelikler alınırsa şeyler hangi haldeyse devinim içerisinde ve sonrasında aynı hâl üzere eş değer kalmaya devam edecektir. Bu hâlde de şeylerin bir durumu önceki durumundan ayırt edilemez kalacaktır. 

§ 9. “Her monadın diğer monadlardan farklı olması da zorunludur.” 

Monadların biri diğerinden farklı olmak zorundadır. Çünkü her bir monad kendi otonatik hüviyeti ile vardır. Leibniz burada empirik bilginin Aristotelesçi kullanımını tercih eder. Çünkü Aristoteles için bilgi, nedenlerin bilgisini bilmektir. Bunun yolu da tümevarımdır. Tümevarım neticesinde araştırılan bir konu daha sonra zihin için tümdengelime koşul hâle gelir. Yani yeterli deneyim sonrasında bilgideki “uylaşım” ilkesi sağlanır ve deneyimin ürünü kavram hâline getirilir. Leibniz’in yaşadığı dönemde revaçta olan Deneyci Felsefe, böylesi bir kavramlaştırmayı alışkanlıkların neticesi olarak görür. Oysa Leibniz bu ilişkiyi basit bir formül şeklinde hazırlamıştır. Yeryüzünde birbirine benzeyen iki tane varlık -iki tane yaprak parçası- bulunamaz. Buradan hareketle her bir monadın birbirinden farklı olduğu gözlemlenir. 

Abdullah Denizhan

Dipnotlar

1 Her iki filozofun töz anlayışı ayrıntılı ve farklı olduğu için çalışmada filozofların görüşleri detaylandırılmayacaktır. 

2 Leibniz, Monadoloji, çev. Lale Levin Basut, (Ankara: BilgeSu Yay., 2022). İncelememiz boyunca orijinal metinde geçen ifadeleri birebir vermek yerine konuyla irtibatlı ifadeleri vermekle yetineceğiz. 

3 Leibniz, Monadology and Other Philosophical Writings, Translated İntroduction and Notes by Robert Latta, Oxford University Press, s. 216.

4 Leibniz bu kısmı yazdıktan sonra şu cümleyi ekleyip silmiştir: “And if simple substances were nonentities [riens], compounds also would be reduced to nothing/ Şayet yalın tözler niteliksiz olsaydı, bileşikler de varlıksız olmaklığa indirgenecekti.”   

5 Bu özellik birden fazla olmalıdır. 

Kaynakça

Deniz Soysal, İdeler ve Tanrı (Descartes, Spinoza, Leibniz), Belge Yayınları.

Emıle Boutroux, Leibniz, çev. Atakan Altınörs, Bilge Kültür Sanat.

Garrett Thomson, Anahatlarıyla Kant’ın Felsefesi, çev. Ayhan Dereko, Litera Yay.

Leibniz, Monadoloji, çev. Aziz Yardımlı, İdea Yay.

Leibniz, Monadoloji, çev. Lale Levin Basut, BilgeSu.

Leibniz, Monadology and Other Philosophical Writings, Translated Introduction and Notes by Robert Latta, Oxford University Press.

Paul Redding, Kıta İdealizmi -Leibniz’den Nietszche’ye- çev. Kenan Mutluer, Say Yay.